İtiraf edeyim ki plaj şehirlerini oldum olası pek sevememişimdir. Yazın kumsalların insan yığınlarıyla dolduğu sahiller bende hep bu çılgın kalabalıktan uzaklaşma isteği uyandırır, Güney kıyısında büyümüş olmama rağmen Kuzeyli damarım kabarır. Bu Kuzey Avrupa gezisinin en gösterişli şehri olan San Sebastian 'a da (Baskça ismi Donostia ) bu yüzden midir bilmem çok büyük bir heyecan duymadan gittim. (Bu şehre haksızlık yapıyor olabilirim ama pek de merhametime ihtiyacı olmayan bir şehir burası.) Kafamda sevimsiz bir sıcakla ve plaj resmiyle bağdaştırarak gittiğim San Sebastian'da, -artık evrene ne tür bir sinyal göndermişsem- karşımda yukarıdaki gibi günlük güneşlik bir kent yerine yağmuru ve sert rüzgarlarıyla insanı sersemleten bir şehir buldum. Aslında bu Kuzey şehrini daha fazla sevebilirdim fırtınalı ve yağışlı bir havada görmemiş olsaydım. (Yazarın bu paragraftaki tutarsızlığını, çelişkili ifadelerini hemen farkettiniz sanırım.) Bu yaz fotoğrafları, Clezio'nun ...
" Onu ilk gördüğümde aman Tanrım, ben bu insanlara nasıl bir şey yaptım böyle dedim. Tasarladığım bir yapıyı ilk gördüğümde böyle oluyor, battaniyenin altına saklanmak istiyorum ." Bu sözler Bilbao Guggenheim Müzesi 'nin mimarı Frank Gehry 'ye ait. Alışılmadık görünümlü yapılarıyla merak uyandıran mimarın, bir ara " I'm Not Weird" (Ben Tuhaf Biri Değilim) başlıklı bir söyleşi dizisi düzenlediğini hatırlıyorum. Bence tuhaf biri ama sorun değil :) Bilbao, Santillana del Mar 'dan San Sebastian 'a giderken yol üstü durağımız oluyor. 19. yüzyılın ortalarında kentin yakınındaki demir madenleri sayesinde endüstri şehri olarak gelişen Bilbao , 1980'lerde Asya ülkeleriyle rekabet edemez hale geliyor, fabrikalar bir bir kapanıyor ve burası terkedilmiş, köhne bir şehre dönüşüyor. Daha sonra şehri canlandırmak için projeler üretiliyor. Guggenheim Müzesi de bu kapsamda tasarlanıyor ve şehir bu yapıyla simgeleşiyor. Gehry'nin deyimiyle müz...